SERSERİ KIRMIZI
Günahın ismiydi çocukça çırpınan yürekte ellerin
Gri umutlar beyazlardan soyunmuştu çoktan
Karanlığa doğuyordu tüm pencerelerin
Oysa bir adım arkanda göz kırpıyordu yıldızlar
Bir türkü vardı dillerinde ıpıl ıpıl, çağırıyorlardı seni hayata.
Dönüp bakmadın, tıkadın kulaklarını zamana.
Yemyeşil bir hayat vardı ardın sıra
Ve sen karanlığın manzarasına çiviledin umutlarımı.
Gölgene dolanan saçlarım uzuyor serseriliğine inat
Umudun sarısı uzanıyor omuzlarımdan aşağı
Güneşe yar olup terimi akıttım toprağa sen yokken, görmüyor musun?
Ezberledim yıldızların lal türküsünü,
Bir ağıt var dilimin ucunda, dudaklarıma dokunuyor hissetmiyor musun?
Çöz artık sözde sevdanın prangasını bileklerden
Yeniden adım atsın yüreğim özgürlüğün kumsallarına
Dinsin artık sen kokan acınası sancılar
Tozlu aşkını taşımasın kalbimin yamaçlarına rüzgarlar
Kucaklasın güneşi bedenimin kıvranan yaraları
Attığın oltaya takılmasın masum çocukluğum
Özgürlük yüzmek istiyor denizimde, görmüyor musun?
Hangi kuşun yakasında asılı kaldı griye çalan sevdan?
Göç mevsimi çoktan geçti bilmiyor musun?
Vaktidir şimdi gitmenin, başla kırık kanadını çırpmaya.
Ve hangi ağaç dalında açtı bıçak sırtı sözlerin?
Bu kaçıncı ayazdan sonraki fırtınadır, kaçıncı yazın ardındaki sonbahar
Çoktan toprağın koynuna döküldü sarı yapraklar, görmüyor musun?
Yıldızlar eğmiyor sana başını, türkü dillerinde
Güvercinler bile sana inatla göz kırpıyor özgürlüğe
Esmer hüzün ise gökkuşağını takmakta koluna.
Ardım sıra dolanır durur hala serseriliğinin gölgesi
Eziliyor ayakuçlarımda, fark etmiyor musun?
Davandan çıkan kurşun değildi aşkı kanatan
Aşk kırmızıydı zaten, kızıl bir buhran
Mavi düşlerimin üstüne yağdı apansız
Mor bir bulut çöktü kalleşçe yüreğimin üstüne.
Ama bak büyüdüm artık, ne aşkın sıcağından korkuyorum
Ne de acıtmasından amansızca yağan yağmurların
Al koynumdan kırmızı düşlerini
Git, yüreğim mavi faslındadır şimdi...

